Bu yazıyı bir salı akşamı, çorbamı beklerken yazıyorum. Çünkü "bir günüm" dediğimde hep süslü bir şey bekleniyor ama gerçek günlerim çok sıradan. İtiraf edeyim, sıradan günleri sevmeyi son zamanlarda öğrendim.
Aşağıda ekim ayında bir iş gününün nasıl geçtiğini sabahtan akşama anlatıyorum. Mükemmel bir rutin değil, ama ağır işleyen günleri biraz hafifleten küçük alışkanlıklarla dolu. Belki içinden size uyan bir ikisi çıkar.
Sabah 07:00: Alarm ve ilk yarım saat
Alarm çaldığında telefona bakmıyorum. Önce perdeyi açıyorum, sonra bir bardak su içiyorum. Ekimde hava geç aydınlandığı için bu, güne ışıkla başlamanın en kolay yolu.
Kahvaltıyı basit tutuyorum: bir dilim peynirli tost, yanında çay. Karmaşık bir sabah rutinim yok, çünkü karmaşık olduğunda bir hafta sonra bırakıyorum. Uygulayabildiğim şey işe yarayan şey oluyor.
Öğleden önce: İş masası ve tek öncelik
Masaya oturur oturmaz bir kâğıda o günün tek önceliğini yazıyorum. Üç dört madde değil, tek madde. Bugün o madde "salı toplantısı için sunumu bitirmek" oldu.
Geri kalan işler gelip geçiyor ama o tek madde bitmişse gün başarılı sayılıyor. Bu küçük kural, eskiden akşam "bugün ne yaptım ki" diye düşündüğüm anların çoğunu ortadan kaldırdı.
Her şeyi bitirmek zorunda değilsiniz, doğru şeyi bitirmeniz yetiyor.
Öğle arası: Yürüyüş ve gerçek bir yemek
Öğle arasında bilgisayarın başında yemek yemeyi bıraktım. Binanın yanındaki küçük çorbacıdan mercimek çorbası alıp on beş dakika yürüyorum. Yaprakların sarardığını, ağaçların altında kestane satan amcaları görmek, öğleden sonranın enerjisini şaşırtıcı derecede değiştiriyor.
Çorba ve ekmek yaklaşık 200 TL tutuyor. Bu bütçe, öğle arasını ofisin dışına taşımaya fazlasıyla değiyor.
Öğleden sonra: Düşüş saati ve küçük molalar
Saat üç dört civarı enerjim düşüyor, bu çoğumuzda böyle. O saatte kahve yerine bir bardak su ve beş dakika pencere kenarında durmayı deniyorum. Her zaman işe yaramıyor, itiraf edeyim bazı günler yine kahveye gidiyorum.
Burada mükemmel olmaya çalışmıyorum. Amaç, öğleden sonranın bana ait olduğunu hatırlamak, onu ekranın karşısında erimeye bırakmamak.
Gün içinde işime yarayan 5 küçük alışkanlık
- Telefonu sessize almak. Çalışırken bildirimleri kapatıp saatte bir bakıyorum.
- Su şişesini masada tutmak. Hava soğuyunca susama hissi azalıyor, görünürde durması hatırlatıcı oluyor.
- E-postaları iki bloğa ayırmak. Sabah bir, öğleden sonra bir kez bakıyorum.
- Ayağa kalkıp toplantı yapmak. Kısa görüşmeleri ayakta yapmak hem süreyi kısaltıyor hem de bacaklarım uyuşmuyor.
- İş bitince bir cümle yazmak. Ertesi gün nereden başlayacağımı not ediyorum, sabah beyin yorulmuyor.
Akşam: Eve dönüş ve sakin yemek
Eve vardığımda ilk iş üstümü değiştirip bir şeyler pişirmek oluyor. Bu akşam bir tencere kabak çorbası, yanında bir dilim tahin pekmezli ekmek. Mutfakta yirmi dakika geçirmek, günün gürültüsünü gerçekten kapatıyor.
Yemekten sonra kısa bir ev toparlama, ardından koltukta battaniye ve kitap. Ekran süresini yatmadan bir saat önce bitirmeye çalışıyorum. Başarı oranım yüzde yetmiş civarı, geri kalanını gönül rahatlığıyla kabul ediyorum.
Gece 23:00: Günü kapatırken
Yatmadan önce ertesi günün kıyafetini sandalyeye bırakıyorum, sabah beş dakika kazanıyorum. Telefonu başucuna değil, odanın öbür köşesine koyuyorum.
Sıradan bir gün bu kadar. Büyük bir olay yok, ama gün bittiğinde "kendime baktım" diyebiliyorsam, o gün benim için iyi bir gün.
Hafta sonu ise farklı geçiyor
Bu anlattığım hafta içi düzenim. Cumartesi sabahı alarm kurmuyorum, uyanınca önce uzun bir kahvaltı yapıyor, ardından pazara ya da bir arkadaşıma gidiyorum. Pazar akşamı da bir sonraki haftanın ilk üç işini not ediyorum.
Her hafta sonu aynı değil, ama iki bloğu olmasına dikkat ediyorum: biri dinlenmek, biri de hoşuma giden bir şey yapmak. Bu denge pazartesi sabahını şaşırtıcı biçimde hafifletiyor.
Bu rutini sizin için nasıl uyarlarsınız?
Benim günümü birebir kopyalamanıza gerek yok. Sadece bir alışkanlık seçin, mesela öğle yürüyüşünü ya da tek öncelik kuralını, ve bir hafta boyunca deneyin. Tutmazsa bırakın, tutarsa bir tane daha ekleyin.
Bu düzenin yürümediği günler
Her gün böyle geçmiyor, bunu saklamayacağım. Bazı günler alarmı üç kez erteliyor, öğle yemeğini masada atıştırıyor, akşam da kapıdan girer girmez koltuğa yığılıyorum. O günlerde kendime kızmak yerine "yarın yeniden" diyorum.
Rutinin amacı mükemmel günler yaratmak değil, kötü bir günden sonra dönebileceğiniz bir zemin kurmak. Kaymak serbest, bırakmak değil.
Bu yazıyı yazarken fark ettiğim şey
Günümü adım adım yazınca, yaptığım şeylerin çoğunun aslında çok küçük olduğunu gördüm. Bir bardak su, on beş dakika yürüyüş, bir tencere çorba. Büyük bir değişim değil, ama toplamda güne ayrı bir ton veriyorlar. Siz de bir gününüzü kâğıda dökün, hangi küçük şeylerin sizi taşıdığını görmek şaşırtıcı olabilir.
Sıradan günler, iyi hayatın asıl malzemesidir.



